“TAKSİTLE ALDIĞIM ZEYTİN.”

“TAKSİTLE ALDIĞIM ZEYTİN.”
Eğitimci- Yazar, hemşerimiz İsmet Aci gazetemizde birçok öyküsünü yayınlayarak siz değerli okurlarımıza sundu.12.09.2018 20:34
 Özellikle okumayı sevenler, yazıları okuyanlar bu öyküleri çok beğendi.  İsmet Acı yazdığı Çocuk kitaplarıyla da eğitime hizmet vermeye devam ediyor. Artvin İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ nün yeni eğitim öğretim yılında mutlaka okullarda çocuklarla söyleşi etkinliği kapsamında böylesine donanımlı bir yazar olan İsmet Aci’yi çocuklarla buluşturmalıdır. 
 Uzun bir aradan sonra yazar İsmet Aci öykülerini paylaşmaya devam ediyor. “Taksitle Aldığım Zeytin” öyküsü hepinizin dikkatin çekecek çok anlamlı içinde kendinizden parçalar bulacağınız bir  öykü. Sözü yazara bırakıp aradan çıkalım.
“Güneşli sabahlarda, uzun yolları yürüyerek ulaşırdık okuduğumuz ortaokulun sabah ilk dersine. Zamanla yarışmaktı bizimkisi. Nöbetçi müdür yardımcısı biliyordu. Sabah saat sekizde başlayan derse yetişmek için saat dörtte yola çıktığımızı. Sırtımızda bir hafta boyunca yiyeceğimiz ekmeklerimizle elimizde ekmeğe katık olsun diye taşıdığımız yoğurt pekmez. Artık o haftanın bolu ne ise. Çocuk adımlarımızın arasını ne kadar açsak da, vaktinden önce gelmemiz çoğu kez mümkün olmazdı. Yolumuza çıkan bir kedi bir köpek bile derse geç kalmamız için yeterliydi bizim için.
   Yükümüzü, kaldığımız, öğrenci evine bırakmaya zamanımız olmadığından, gide gele tanıştığımız, bakkal Rüstem efendiye bırakırdık. Sağ olsun Rüstem Efendi her yönüyle, iyi bir insandı. Bakkalından alış veriş ettiğimizden, paramız olmadığında da bize veresiye verir, “gelecek hafta ödersiniz” derdi. Sırtımızdaki ekmekle elimizdeki yoğurdu bırakınca çok hafiflemiş bir şekilde girdik bahçeden içeri. Arkadaşlardan kim yoktu ortalıkta müdür yardımcısı son uyarılarını yapıyordu.
   Bizi gördüğünde, her seferinde sorduğu soruya, değişmeyen cevabı alan okulumuzun müdür yardımcısı Eşref Bey, bu sefer soru sormamak için biz içeri girerken sırtını bize doğru döndü, gelen gidenin olmadığı kapalı bahçe kapısına doğru dönerek bağırdı. 
   “Koşun. Koşun. Sallanmayın.”
     Cumartesi, o yıllarda öğleye kadar eğitim öğretim vardı, öğleden sonra yine köye gitmek için yayan çıkardık yola. Köyümüzle, İlçe merkezindeki ortaokulun arasında, bulunan bizim yürüdüğümüz yolda, ayak basmadığımız bir santimetre kara bile yoktur. Köylerden gelenler çoğunlukla kamyonla gelir kamyonla dönerlerdi. Fakat biz öğrenciler, kamyona bir hafta sonu binsek üç hafta sonu binemezdik. Nasıl olsa, gideceğimiz yer babamızın evi olduğu için, giderken çok acele etmezdik. Mevsim ve hava şartları uygunsa, hafta başı üç saate geldiğimiz yolu hafta sonu beş altı saate ancak giderdik.
    Son sınıftaydık. Derslerin yanına tanınmış yazarların romanlarını okuyorduk. Önce sessizce düş kurdum. Bir gün bende yazacağım diye düşündüm. Hep içimde cümleler biriktirdim. Köye gidip gelirken arkadaşlar aramızda konuşurken hepimiz bir hayalimizden bahsediyorduk. Sonunda söyledim.
 “Arkadaşlar, ben, ileride romanlar yazmayı düşünüyorum. Okuduğum romanlara benzer yazabileceğimi düşünüyorum.”Arkadaşlarımın da vardı başka düşleri. Ama önce hayata bir yerinden tutunmak gerekliydi.
  Öğretmen okuluna başladığımda hevesim iyice arttı. Çünkü okul dergilerinde yazmaya başlamış, yazdıkları okunan, beğenilen, teşvik edilen arkadaşlarla tanışmıştım. Okuduğum kitaplar giderek arttı. Hayatta aldığım ilk ödülüm, okul kütüphanesinden en çok kitap okuyanlar arasına girmiş olmaktan dolayı idi. Okul gazetesinde yayınlanan öyküm, okuyanlar için bir kurgu benim için yaşanmışlığın bende bıraktığı izdi.
         Ortaokulda hafta sonu köye geldim. Pazartesi dönerken ,”annem, bu hafta sonu gelirken canım çekiyor. Bana zeytin getir,”dedi. Bir hafta önce babamın verdiği para ile bu hafta verdiği para aynıydı. Bunun açıklaması şuydu. Cebimde annemin istediği zeytini alacak kadar  param yoktu. Hafta çabuk geçti. Bizi iyi tanıyan bakkala gittim.
   “Hafta sonu giderken bir kilo zeytin istiyorum,”dedim. Parasının hepsini verebilirimde, veremeyebilirim de. Ama zeytini her şartta istiyorum.”Dedim. Ortaokulda okuduğum yıllarda zeytin çok alışılmış bir şey değildi. Ekmek fırınlarında öğleleri karnını doyurmak için üzüm ekmek yemek istemeyenler alırdı köyden işi için gelmiş olanlar. Ama annem, benden bu hafta gelirken zeytin getir demiştim. Annem benden ilk kez bir şey istemişti  O da zeytin!.. Be zeytin almadan köye dönemezdim. Mutlaka alacaktım!..  
   Bakkal Rüstem Efendi’nin bana istediğim kadar zeytin, vereceğinden emindim. Ancak işimi sağlama almak niyetindeydim. Zeytini annem istiyor. Ben taksit taksit öderim,”diye bitirdim konuşmamı. İşte ilk öyküm buydu. Dediğim gibi okuyanlar kurgu sanırken ben hayatımdan bir kesit yansıtmıştım beyaz kâğıda siyah kalemimle temiz yüreğimden. Yıllar geçti. Ne zaman bir öykü yazmaya niyetlensem taksitle aldığım zeytin geçer içimden.
ARTVİN POST


Etiketler: Artvin

Diğer Güncel haberleri

  • PAYLAŞ

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.