KANAL İSTANBUL!... YUSUFELİ BARAJI ÇERNOBİL FACİASI KURA NEHRİ MESELESİ ÇORUH ENERJİ PLANI VE MAZLUM ÇORUH...

KANAL İSTANBUL!... YUSUFELİ BARAJI ÇERNOBİL FACİASI KURA NEHRİ MESELESİ ÇORUH ENERJİ PLANI VE MAZLUM ÇORUH...
Değerli dostlar; Kanal İstanbul’un daha önceleri emperyalist ABD tarafından planlandığı açıkça ortaya çıktı.28.12.2019 11:25
 Değişen tek şey adı olmuş. O zaman Marmara kanalıymış, Şimdi Kanal İstanbul!. Ha ali hoca, ha Hoca Ali!.. Yeri aynı, amacı aynı, bu projeyi hayata geçirmeye kalkışan zihniyet aynı Kişinin kim olduğu hiç önemli değildir!. Yazı uzun oldu biliyorum. Bölümler halinde okumanızı öneririm.

Mesele çok önemli. 15 bin sayfalık bir ÇED yazılmış. Ama ne ÇED?.. Cerattepe’ye de yazmışlardı. Aynı nakarat ve kopyala kes yapıştır yöntemiyle. Prof. Dr. Doğan Kantarcı’nın başka yöreye ait toprak analizini Cerattepe diye yutturdular. Doğan hoca bunları mahkemeye verdi de yüzleri kızarmadı. Mahkeme bu sahtekârlara ceza vermedi. Hukuk ölüydü çünkü!. Onun için bana kızmayın. Günde 50 sayfa kitap okumuyorsanız gündemi ve dünyayı takip edemiyorsunuz demektir. Ne olur okuyun, başkalarının sözleriyle yetinmeyin. Kandırıyorlar!.. Siyasetçisi kandırıyor, hacısı, hocası kandırıyor!..

Dünya 26 Nisan 1986 yılını hiçbir zaman unutmadı. Çernobil patladığında dünya büyük bir felaketi yaşadı. Öyle bir felaket ki, etkisi 10 yıllardır devam ediyor ve edecek!. Radyasyon bulutları Türkiye dahil onlarca ülkeyi etkiledi. Kanal İstanbul ile Çernobil’in ne alakası var dediğinizi duyuyorum. Çernobil patladığında bilim insanları inanılmaz telaş içindeydi. Bu felaketin 30 yıl sonra seri bir şekilde kanser fırtınaları yaratacağını söylüyorlardı.

O zamanlar nerde çok kanallı TV’ler. Elimizde bir TRT var. Ne verirse onu yiyen bir halk vardı!. (Kanallar çok olduğu halde, sanki şimdi farklı da!) Bilim insanları derhal önlem alınması gerektiğini, radyasyonlu çay, fındık, meyve sebzelerin hemen imha edilmesi gerektiğini söylediler. Dönemin başbakanı Turgut Özal anında yayın yasağı getirtti. Dedim ya kişi farklı zihniyet aynıydı(!).
Bilim insanlarının boş konuştuğunu söyleyen dönemin Ticaret ve Sanayi Bakanı Cahit Aral şunları söylüyordu; “ Bilim insanları işkembeden sallıyor. Yok, öyleymiş, yok böyleymiş. Bakın ben çayımı yudumlayarak keyifle içiyorum. Korkmayın, siz de için!!!.” Ne yazık bilim insanları haklı çıktı. Karadeniz’de, Artvin’de kanser patlaması yaşanıyor. Cahit Aral öldü bugünleri, yalanlarını göremedi. Ama biz bu gereği yaşıyoruz..
Değerli Dostlar, Çoruh Enerji Planı (ÇEP) 1960’ların başında hayata geçirilmeye başlandı. Barajlar Kralı lakaplı Demirel zamanında Çoruh takibe alındı. Çoruh tam 38 yıl gözlemlendi. DSİ’nin kurduğu gözlem istasyonundan insanlar emekli oldu düşünün!.

Ama insanlar başlarına ne geleceğini bilemiyordu. Yine bir Nisan ayında 1998 yılında Barajlar Kralı Süleyman Demirel, Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz, Azerbaycan Devlet Başkanı Haydar Aliyev, Gürcistan Devlet Başkanı Edward Şevartnaze’nin katıldığı törenle Deriner ve diğer barajların temeli atılmış oldu. Bu vadide 2 baraj var ki buna “ÖLÜM VURUŞU”adını veren kişi merhum Mazlum Çoruh’tu. !..(Bu satırı yazarken şu an gözlerim yaşardı. Nasıl bir aydın kaybettiğimizi daha sonra anlayacağız.)

Neden altın vuruş adını verdi? Çünkü bu 2 baraj, yüksekliği 200 metrenin üstüne çıkarak tüm vadiyi boğan cellat yapılardı!. Bakın diğer barajlar. 40- 80, 100 civarındayken bu 2 baraj 200 metrenin çok çok üstündedir!. Bunların yüzünden 55 bin kişi göç etti. Bu bir İnsansızlaştırma projesidir.. Mazlum Çoruh, bu kadar çok barajın bir havzaya, bir nehir üzerine yapılamayacağını, büyük barajların 100 yıl önce yapıldığını ve artık terk edildiğini anlattı. “KUSURSUZ ENERJİ(!) PLANI” adlı kitabını yazarak insanları bu korkunç felaket karşısında uyarmaya çalıştı. Ve sınırların genellikle su ile çizildiğine parantez açtı!..

En tepeden başlayarak devleti yöneten kişilerin ismine hitaben kitaplarını gönderdi. Yetmedi, mektuplar yazdı. Avazı çıktığı kadar haykırdı, haykırdı!.. Bu Çoruh bu kadar barajı kaldıramaz. Asla dolmayacak barajları ne diye yapıyorsunuz. Siz bu projenin simülasyonunu bile yapmadınız!. Bu projenin ÇED'i yok!.

Bu proje içinde doğa yok, insan yok. yaban hayatı, bitki, ağaç, iklim yok!.. Bu bir ihanet projesidir. Ülkeye diz çöktürme projesidir. Bu BOP projesidir.”dedi. Peki böylesine ağır ifadeleri neye istinaden dedi biliyor musunuz? Su yoktu. Bu barajlarda enerji üretecek su yoktu. Ölü hacim olması gerektiğinden 10 kat fazlaydı. Nehir öldürülmüştü!.Çoruh yılın 9 ayı zaten can suyu kadar akıyor!.

Tabii Mazlum Çoruh'un bu kitabı ve yazıları, bazı akl-ı evvelleri çare üretmeye itti. Buldular da!. “Evet, Çoruh’un suyu bu barajları beslemeye yetmez, doğru diyor Mazlum Çoruh. O halde “KURA NEHRİNİ ÇORUH’A AKITACAĞIZ!” alın size “ÇILGIN “ bir proje!. Çılgın proje mi bitti!.

Kura Nehrinin tünelle Çoruh’a akıtılacağı haberi düşer düşmez adeta kıyamet koptu. Kura Nehri tıpkı Çoruh gibi sınır aşan bir nehir ve Hazar Denizi’ne dökülür. Siz bu nehri alıp bambaşka bir havzaya alacaksınız, Çoruh’a akıtacaksınız. Kura Nehri milyonlarca yıldır Hazar’a dökülürken, Karadeniz’e dökülecek!. Vay be! Projeye gel!. Dünyayı sallayan Çılgın Sedat” projesi!. Öyle bir tepki geldi ki. Hem Ardahan’dan hem yurt dışından. Anında sus pus oldular. Biz demedik, siz duymadınız. Cahilliğimize bağışlayın anlamına gelen bir durumun içine düştüler.
Beyler nasıl ki nükleer denemeler yapan ülkelere bunu yapamazsınız. Dünyayı, yaşam alanlarımızı tehlikeye atma hakkınız yok deniyorsa, bu türden depremler tetikleniyorsa, fay hatları aktifleşiyorsa yapamazsın kardeşim. Kim olursan ol yapamazsın!.
Öyle de oldu, yapamadılar. Ama bir sürü lüzumsuz barajlar yapmaya devam ediyorlar. Suyun yetmeyeceğini bile bile!. Çünkü proje enerji projesi değil. Mazlum Çoruh’un dediği gibi BOP’un bir ayağıdır bu!. Kura Nehri’ni bağlayamayacağına göre 270 metrelik Yusufeli (kazığını) barajını ısrarla niye yapıyorsunuz? Bunun boyunu yani yüksekliğini düşürseniz forsunuz mu düşer? Ayet barajı mıdır bu kardeşim?..
Yusufeli Barajı’nın ne denli bir felaket olduğu daha yapım aşamasından belli. Tozu, gürültüsü, çevreye verdiği devasa zarar, Yaban yaşamının can çekişmesi!. Yusufeli Barajı’nın kurulduğu yerin yani temelinin sağlam olmadığı, bu nedenle çeşitli önlemlerle , yama düşüncelerle yükseltilmeye çalışıldığı konuşulur hep!. Alın size bir “ÇILGIN” proje daha!. Bir ilçeyi ve dünyanın en verimli arazilerin olduğu havzayı yok ediyor. Sadece 50-100 yıllığına!. Artvin elektriği en pahalı şekilde kullanmaya devam ediyor. Hani bal tutan parmağını yalardı. Biz Artvinliler avucumuzu yalıyoruz da!.

Gelelim “KANAL İSTANBUL’a… Kanal İstanbul Projesi’nin Adalet Ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın projesinin olmadığı ortaya çıktı. ABD’nin 1950’lerdeki projesi bu. O zaman iktidarda Adnan Menderes var. ABD ile çok yakın ilişkiler kuran Menderes var. Kore’ye askeri Adnan Menderes gönderdi.

Ne tesadüf. Şimdi Erdoğan Libya’ya asker göndereceğim diyor. Libya’da iç savaş çıkartıldı ve kardeş kardeşi vuruyor. Biz orada taraf olacağız. Mehmetçiğimiz anlamsız bir kavganın ortasında şehit olacak, yaralanacak? Niçin, Neden, Kimin için. Bizim buradan ne kazancımız olacak? Suriye’ye girdik de ne oldu. 5 milyon Suriyeli ülkemize girdi!. 9 yıldır yemiyoruz yediriyoruz, giymiyoruz giydiriyoruz. Biz açız onlar tok. Dünyada böyle bir salak toplum vallahi de billahi de yok!. Buna da mazlumlara sahip çıkıyoruz diyerek güya mutlu oluyoruz!. Oysa 6 milyon EYT’li hak ettiği halde maaşını alamıyor. Asgari ücret 2 bin 376 TL. Bozdur bozdur ye gayrı!.

Hal bu iken siz 100 katrilyonluk bir “ÇILGIN” projeyi hayata geçireceğiz diyorsunuz. BU sefer yalancıktan da olsa bir ÇED yapılıyor. Yapılan ÇED’de bile felaketin fulü bir fotoğrafını yayınlamış oldular. Ama en komiği şu; Bu ÇED’i yapanlar arasında Nuh Peygamber ile cep telefonuyla konuştuğunu iddia eden bir şahıs var!. Yani çok ciddi bir meselenin kaderi aklından şüphe edilen bir kişinin yazdığı ÇED’e bağlı!!!.
Kanal İstanbul’un bu gün dillendirilmesi bir rastlantı değil sevgili dostlar. Zamanlama çok önemli. Maalesef son 6 yıldır Ortadoğu’da bir Tramp(et) takımı kuruldu ki sormayın gitsin. Bu Trampet takımı ne çalıyor, ne söylüyor belli değil!. Ama hangi amaca hizmet ettikleri çok net!. Burada 2 raket 1 pinpon topu var!. Top bir oraya düşüyor, bir buraya!.. raketler kim top kim onun yorumunu da size bırakıyorum!.

İstanbul Hava alanının yeri gerçekten hiç uygun değil. Burada da bilim insanları görevini yaptı, uyardı, yalvardı. Ama yine siyasetçi kazandı. Ne bilir bilim insanı!. Atatürk Hava alanı kapatıldıktan sonra dünyanın en iyi 5 hava alanından biri seçildi. Güler misin ağlar mısın? İstanbul Havaalanı’nın seçilmesi gerekmiyor muydu? Yoksa kıskandılar da ondan mı acaba?!..
Kanal İstanbul ile ilgili Politeknik bakın neler tespit etmiş;

MADDE MADDE KANAL İSTANBUL (2) – POLİTEKNİK

Kanal İstanbul, İstanbul’un ormanlık alanlarını, tarım arazilerini, yeraltı ve yerüstü su havzalarını, havasını ve doğal yerleşim alanlarını ‘ulaştırma’ projesi adı altında imara açarak yok edecek.

Kanal İstanbul’un yaratacağı tahribatı madde madde anlatmaya devam ediyoruz.

Su varlıkları zarar görecek

Yeraltı/yerüstü su havzalarını tahrip edecek
Kanal İstanbul Küçükçekmece Gölü, Sazlıdere ve Durusu (Terkos) üzerinden geçecek şekilde projelendirilmiş durumda. Yaklaşık 45 km uzunluğundaki proje, güzergahında bulunan, göl, dere, doğal yeraltı su ve kanallarını geri dönüşü olmayacak bir şekilde tahrip edecek. Proje alanı ve çevresindeki yeraltı su havzalarını besleyen su varlıkları ise Karadeniz ve Marmara denizinin tuzlu sularının alanı basması nedeniyle yavaş yavaş yok olacak. Susuzluk hızla yaklaşan bir tehlike haline gelecek.

Sazlıdere yok olacak!

Sazlıdere Barajı yıllık 55 milyon m3 kapasitesiyle İstanbul Avrupa Yakası için önemli bir tatlı su varlığıdır. Sazlıdere Havzası’nda tarım arazileri, meralar, yerleşim ve sanayi alanları, ormanlık alanlar ve baraj alanı bulunuyor. Sazlıdere Havzası’nda toplanan sular, terfi merkezi ve isale hatları ile İkitelli’den arıtılarak Avcılar, Bağcılar, Gaziosmanpaşa, Güngören, Küçükçekmece, Başakşehir ve Esenyurt ilçelerinin su ihtiyacını karşılıyor.

Kanal İstanbul projesinin hayata geçmesiyle güzergâh üzerindeki Sazlıdere Barajı yok olacak. İstanbul’un su varlığı azalacak.

Durusu (Terkos) tehdit altında

Terkos Havzası; yaklaşık 736,2 km2 alanı ile İstanbul’un %20’lik su ihtiyacını karşılayan ikinci büyük havzası. Terkos Gölü ve civarı tatlı su-kumul ekosistemleriyle Türkiye’deki en zengin floraya sahip.

Terkos Gölü şehir kullanım suyunun önemli bir bölümünü karşılıyor. Terkos Gölü’nden gelen sular Terkos-Kağıthane iletim hattı sayesinde İstanbul’un ilçelerine dağıtılıyor.
Kanal İstanbul projesi Terkos Gölü etki alanında yer alıyor. Terkos’a sınır olarak yapılacak bir kanalın Terkos havzasını etkilemesi olasılığı oldukça yüksek. Projenin hayata geçmesiyle birlikte çevresinde planlanan yeni yerleşim alanlarının açılması durumunda nüfus yoğunluğu artacak ve Terkos Gölü’nün kirlenmesinin hatta kullanılmaz hale gelmesinin önü açılmış olacak. Proje alanı üzerindeki yeraltı su varlıklarının tuzlanması Terkos Gölü’nü de tehdit edecek. Bu durum İstanbul için yakın gelecekte susuzluk sıkıntısını oluşturacak diğer bir etken. İstanbul için hayati olan Terkos Gölü’ndeki su içilemez hale gelecek.

Terkos Gölü çevresinde yoğun yapraklı ormanlar, gölün denizle arasındaki kumulun durdurulması için sahilde çevrelenen çamlar, ‘önemli bitki alanı’ ve canlı türlerinin yaşamına olanak sunan doğal yaşam alanları yer alıyor. Sadece kanalın fiziki varlığı ile değil, kanal projesi etrafında yapılacak köprüler, yollar, kentsel dönüşüm projeleriyle yapılacak konutlar, iş merkezleri vb. yapılarla bu doğal yaşam alanı, ekosistem bozulacak. Terkos gölünde yaşayan Çapak balığı, Ak balık, Black Sea sprat, Barbus cyclolepis, Alburnus istanbulensis türü balıklar yok olacak. Kaderleri Haliç ve İstanbul boğazındaki diğer balıklara benzeyecek ve beslenme zincirinde sorunlar yaratacak.

Tarım alanları yok olacak

101 milyon 973 bin 360 m2 tarım arazisi yok olacak.
Kanal İstanbul projesi güzergahı boyunca kuzeyden güneye doğru gidildikçe ormanlık alanlar, tarım arazileri ve yerleşim alanları yer alıyor.

Güzergah boyunca Karadeniz’den, Marmara Denizi’ne kadar toprak yapısı ve sınıfları şöyle:
Kanal İstanbul projesinin toplam etki alanı 129 milyon 344 bin 110 m2.

Proje etki alanının %78,83’ü farklı niteliklere sahip tarım arazilerinden oluşuyor. Bu alan 101 milyon 973 bin 360 m2, yani 13 bin 243 futbol sahası büyüklüğünde bir alan.
5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’na göre ‘mutlak tarım arazisi’ olarak tanımlanan, korunması gereken 5 milyon 264 bin 297 m2’lik tarım alanı projenin etki alanında yer alıyor. Yani İstanbul’a gıda sağlayan nitelikli tarım alanları projeyle yok olacak, İstanbul’un gıda fiyatları yükselmeye devam edecek.

Hava kirlenecek

Kanal İstanbul Projesi ÇED Başvuru Dosyası’na göre tahmini hafriyat miktarı 1.5 milyar m3. Bu miktarda hafriyat saatte 600 kg toz emisyonu oluşturabilecek. Bu, Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliği Yönetmeliği’ndeki limit değerin 600 katı. Yani proje havayı kirletecek, halkın sağlığını tehdit edecek.
İstanbul’un nefesi kirlenecek, hava kirliliğine bağlı hastalıklar artacak

Tahmin edilen toprak ve hafriyat miktarına göre malzemeyi taşımak ve alandan uzaklaştırmak için 15 m3’lük kamyonlar kullanıldığında 100 milyon hafriyat kamyonu seferi yapılacak. Hafriyatın 5 yıl süreceği düşünülürse saatte 2 bin 283 kamyon seferi anlamına geliyor. Her bir kamyon seferinin ortalama uzunluğu ise güzergâhın yarısı 22,5 km.

22,5 km’lik 2 bin 283 kamyon seferi, Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliği Yönetmeliği’nde bir araç için belirtilen 0.35 kg/km toz emisyonu düşünüldüğünde saatte toplam 19,979 kg toz emisyonu havaya karışacak.

Saatte 2 bin 283 kamyon seferiyle 251 kg karbon monoksit emisyonu ve 168 kg kükürt oksit emisyonu ortaya çıkacak. Yılda 30 bin kişinin hava kirliliğine bağlı olarak hayatını kaybettiği Türkiye’de, kanalla birlikte oluşacak kirli hava bu kayıpları arttıracak.

Ayrıca binlerce kamyonun İstanbul’un trafiğine, yollarına getireceği yük halkın ulaşım güvenliğini tehdit edecek. Kentsel dönüşüm projeleri sırasında hafriyat taşıyan kamyonlar son bir yılda 38 insanın yaşamına son verdiği unutulmamalı!
Deprem ve tetiklenmiş heyelan riskleri artacak!
Heyelan riski doğacak

Kanal İstanbul proje güzergahında mühendislik yapılarının hayata geçmesiyle birlikte alanda heyelan, sıvılaşma, korozyon, kireçtaşlarının ergimesine bağlı büyük zemin göçükleri gibi yeni zemin problemleriyle karşı karşıya kalınması muhtemeldir.

Projenin en yüksek kotu 140 metre. Güzergah tesis edilirken hafriyat alımı sırasında ve sonrasında çalışma ortamındaki yükseklik farklarının yaratacağı eğim artışları nedeniyle, doğal zemin mukavemet (dayanım) özelliklerini kaybedebilecek. Doğal hali zarar gören zeminlerde depremlerle veya yoğun yağış ile birlikte şev-heyelan riskleri ortaya çıkacak.
Fay hattının yanı başında

Proje alanı birçok gömülü fay ile kesiliyor ve Kuzey Anadolu fay hattına en yakın uzaklığı 15 km ve en kuzeydeki bölümüne uzaklığı 60 km. Olası deprem ile birlikte oluşabilecek tsunami dalgalarının kanal güzergahına girişiyle birlikte halk deprem dışında ikincil bir tehlike ile karşı karşıya kalacak.
Proje kapsamındaki dolgu adalar, Marmara Denizi depremi esnasında risk altında olacak.

İklime etkisi olacak!

Marmara-Karadeniz su dengisi bozulacak

Kanal İstanbul deniz ekosistemine, Karadeniz-Marmara dengesine ve iklime etki edecek. İstanbul Boğazı’nın su akış düzenini bozacak. İstanbul Boğazı’nın Karadeniz ve Marmara Denizi girişleri arasında 0.30 metre kot (yükseklik) farkı bulunuyor. Bu nedenle yüzeyde Karadeniz’den Marmara Denizi’ne doğru bir akıntı mevcut. Boğazın altında ise iki deniz arası yoğunluk farkından dolayı Marmara’dan Karadeniz’e ters akıntı var. Kanal İstanbul ile birlikte denizler arası akış dengesi değişebileceği için, İstanbul Boğazı’nda farklı yoğunlukların oluşturduğu katmanlı akış düzeni bozulabilecek.

Örneğin İstanbul Boğazı’nın ortalama üst katman akışındaki % 3’lük bir artış boğaz sularının desarj miktarını Sakarya Nehri gibi orta boy bir nehir desarjının 3 katı kadar arttıracak.
Karadeniz’den Marmara’ya açılacak ikinci su yolu Karadeniz’den Marmara’ya daha fazla suyun akmasına neden olacak. Avrupa Kıtası’nın atıklarıyla kirlenen ve biyolojik çeşitliliği düşük Tuna, Dinyaper nehirlerin Karadeniz’e akan suları Marmara Denizi’ne daha büyük hacimlerde akacak, Marmara denizi kirlenecek, ısısı değişecek. Su kalitesinin kötüleşmesi Marmara deniziyle birlikte komşu denizlerin (Ege, Akdeniz) belirli ısı şartlarında oluşan dengesini ve ekosistemlerini tehdit edecek.

Marmara’dan Karadeniz yönünde ilerleyen ters akıntı tabakasında da artış görülebilecek. Marmara Denizi’nin besin açısından zengin olan alt katmanlı sularının artan akışı ile Karadeniz’deki su katmanlarını-iç akıntı döngüsünü değiştirme potansiyeli oluşabilecek.

Denizler arası akış katmanlarındaki artış, özellikle de uzun vadeli etkileri düşünüldüğünde hafife alınamaz. Özellikle komşu denizlerin ve özellikle de Karadeniz’in nesli tükenmekte olan ekosistemleri kısa vadede bile zarar görecek.
Karadeniz kıyısına dökülecek milyonlarca m3 hafriyat kıyı boyu boyunca dalga etkisi ile taşınarak Karadeniz kıyılarının ekolojik olarak bozulmasına, Kanal İstanbul’un ağzının dolmasına neden olacak.

Kanal İstanbul projesi ÇED başvuru dosyasında belirtilen 22,5 milyon m2‘lik 10 yeni ada Marmara Denizi’nin akıntı düzenini etkileyecek bir başka etken.

Hafriyat nereye gidecek?

Verilen koordinatlar üzerinden Marmara’ya yapılacak 3 grup adanın her birinin arasında boşluk olmasa dahi, her bir grup adanın kendi iç mesafeleri doldurulsa bile, Karadeniz’e yapılacak dolgu alanı ile beraber, deniz seviyesinden ortalama 3 m yüksekliğe kadar doldurulduğunda 1.35 milyar m3’lük dolgu malzemesi kullanılacak.
Oysa ÇED raporunda 1.5 milyar m3 hafriyat, 115 milyon m3 dip tarama malzemesinin çıkarılacağı ve ada gruplarının kendi içinde dolgusuz alanlardan inşa edileceği belirtiliyor. Bu hafriyatın hesap dışında kalan kısmı, yine döküldüğü yeri tahrip edecek.

Hafriyat ile birlikte İstanbul’un kuzeybatısı örselenecek, denizleri doldurulacak, kıyı çizgisi tahrip edilecek ve kent için hiçbir gereklilik taşımayan adalar inşa edilecek. Kıyı alanlarına yapılacak yeni dolgu alanı projeleri, olası bir depremde büyük kayıplara yol açabilecek.

Yeni emlak projeleri, yeni rant projelerini yaratacak!
Kanal etrafında kurulması muhtemel yerleşim yerleri hâli hazırda 15 milyon olan İstanbul nüfusunu arttıracak. Nüfus artışı, doğal yaşam alanlarına doğru yapılaşma baskısını, İstanbul’a yaşam veren doğal varlıkların betonlaşmasını, yapı projelerine terkedilmesini, altyapı sorunlarını, trafik artışını getirecek.

Güzergah hattı boyunca 3 km genişlikteki bir hattın imara açılması planlanıyor. Kanal etrafında kurulacak muhtemel yerleşim yerlerinin niteliği hakkında raporda hiçbir ifade yer almasa da son dönem TV reklamlarına da konu olan ‘’Kanal İstanbul’a komşu’’ rezidanslar, alışveriş ve gösteri merkezleri, oteller projenin ne getireceğini şimdiden gösteriyor.
Hat boyunca inşa edilecek köprüler, yollar, bağlantı yolları sadece güzergâhı değil, İstanbul’un Kuzey Batısını yerleşim aksına çevirecek, tüm doğal yaşam alanlarını ulaşım projelerinin kıskacına sokacak.

Mega proje çığırtkanlığındaki son halka Kanal İstanbul ile halk büyük sorunlarla boğuşuyor olacak. Son sözüm; Kim olursanız olun. “Ben dedim tamam, yaptım oldu,” diyemezsin. Nihayetinde bir kulsun, Tanrı değilsin!..

Etiketler: Artvin

Diğer Güncel haberleri

  • PAYLAŞ

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.