• Ana Sayfa
  • »
  • 2004 YILINDA ATILAN HAVAİ FİŞEKLİ AB BALONU PATLADI!

2004 YILINDA ATILAN HAVAİ FİŞEKLİ AB BALONU PATLADI!

2004 YILINDA ATILAN HAVAİ FİŞEKLİ AB BALONU PATLADI!


Ve AB balonlu patladı!.. Referandum öncesi AB ülkeleri kendi topraklarında siyasi propaganda yaptırmayacaklarını söylediler. AKP ve Cumhurbaşkanı buna çok sert tepki gösterdi. Gelinen nokta maalesef bildiğiniz gibi!.

Hükümet , tüm bu yaşananlara üst perdeden çok sert tepkiler koydu. Ama bir noktaya dikkatinizi çekmek isterim; Bakıyoruz, sorun çıkan ülkelerde de seçimler var. Yani bu olayların temelinde siyaset var. Bundan beslenerek oy almak isteyen siyasetçiler var!..

Siyasetçiler her yerde aynıdır! Avrupalısı yerlisi yok bunun!.. Eğer bu siyasetçiler olmasa, dünyada gözyaşı olmazdı. Bunu geçmişteki bütün aydınlar, bilim insanları, insani değerler taşıyan herkes söylemiştir.

Ama diğer taraftan Kaş yapalım derken göz çıkarmamaktır esas olan. Avrupa’da 4 milyona yakın Türk yaşıyor. Siyasiler arasındaki bu gerilme, bu kavga maalesef bu insanlara olumsuz yansıyacak.

Avrupa’daki Türkler gelişmelerden çok rahatsız ve tedirgin. Buna gerek var mıydı? Herkes kime ne oy vereceğini biliyor. Sizin gelip gelmemeniz bunu değiştirmeyecek. O zaman bunlar neden yaşandı? Sorularını yöneltiyor!..

Avrupa’nın bu tutumuna karşı başta CHP olmak üzere diğer partiler de tepki gösterdi. Çünkü bu yaşananlar mağduriyet algısına hizmet ediyor. Dolayısıyla iktidara yarayacak!.

Gazeteci Zeynep Gürcanlı, geçen yıl 24 Kasım 2016 tarihli yazısında önemli noktalara temas ederek, AB süreci ve gelinen noktayı özetlemişti. Yazısında şu ifadeler var:

“Avrupa Parlamentosu dün yaptığı oylama ile Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin dondurulmasını istedi. Oysa aynı parlamento, bundan sadece 12 yıl önce çok büyük bir çoğunlukla, üstelik pek çok ülkeden milletvekilinin, ellerinde pek çok dilde "evet" yazılı pankartları kaldırarak, Türkiye`nin üyeliğine yeşil ışık yakan o tarihi toplantıyı da gerçekleştirmişti.

15 Aralık 2004 yılındaki toplantıda Avrupalı parlamenteleri, aralarında Türkçe “evet” yazısının da bulunduğu, tüm Avrupa dillerindeki “evet pankatlarını” kaldırarak, Türkiye’ye üyelik yeşil ışığı yakmışlardı. O toplantıda 407 Avrupalı vekil “Türkiye Avrupalıdır” tezini ortaya koyan “evet” oyu kullanırken, 262 vekil hayır demişti.

Bundan sadece iki gün sonra, 17 Aralık 2004’te ise, asıl resmi karar, AB’nin devlet ve hükümet başkanlarından gelmiş, “Türkiye üye olabilir” yazılı ortak açıklama ile, üyelik müzakereleri için 3 Ekim 2005 tarihini hedef olarak koymuştu.

MELİH GÖKÇEK, GÜNDÜZ GÖZÜYLE HAVAİ FİŞEK BİLE ATTI

O dönemde Avrupa Birliği ile ilişkiler, AKP iktidarlarının gündeminin başında yer alıyordu.

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, tam üyelik müzakere tarihini alabilmek için kilometrelerce yol katetmiş, Avrupa ülkelerinin liderlerini, vekillerini, kimi zaman tek tek görüşerek, ikna etmeye çalışmışlardı.

AKP’nin ajandasının en üst sırasına koyduğu AB ile ilişkilerde, alınan “müzakere tarihi”, o dönemde iktidar partisini o kadar memnun etmişti ki, AKP’li Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek bir ilke imza atmış, AB’nin kararını Ankara’da gündüz gözüyle havai fişekler atarak kutlamıştı.

Güneş altında o havai fişekler pek görülmese de, başta Başbakan Erdoğan ve Dış işleri Bakanı Gül’ün “zafer” açıklamaları, tüm ülkede “bayram” havasına neden olmuştu.

MÜZAKERE BAŞLAMASI İÇİN SAATLER “DURDURULDU”

Ancak 2004’teki “müzakereler başlasın” kararından, müzakerelerin resmen başlayacağı tarih olan 3 Ekim’e giden yol da, Türkiye-AB ilişkilerinin her döneminde olduğu gibi, zorluklar ve sıkıntılarla dolu oldu.

Türkiye, AB’nin müzakerelerin başlaması için ortaya koyduğu kriterleri son anda, koyulan hedefe saatler kala yerine getirebildi.

O kadar ki, AB’nin son dakikada ortaya koyduğu yeni ve beklenmedik zorluklar, hiçbir ülkeye daha önce uygulanmamış siyasi kriterler nedeniyle, bir ara müzakerelerin belirlenen tarihte, 3 Ekim’de başlayamaması bile sözkonusu oldu. Kıbrıs konusunda ve Türkiye’nin “statüsünde” yine sorunlar çıktı, bu nedenle Türk heyeti müzakerelerin resmen başlama töreninin yapılacağı Lüksemburg’a gidişi geciktirdi.

O dönemde AB dönem başkanı olan İngiltere’nin bulduğu son dakika formülleri ile Türk heyeti Lüksemburg’a yola çıkmaya ikna edildi.

Ancak saat geç olmuş, Türk heyeti Lüksemburg’a müzakerelerin başlaması için belirlenen 3 Ekim bittikten hemen sonra, gece saat 24.00’ü geçince varabilmişti.

Burada da çözümü yine “İngiliz pragmatizmi” buldu; 23 Ekim tarihinin dönem başkanı olan “İngiltere’nin saatine” göre belirlenmesi gerektiği fikri ortaya atıldı. Saatler buna uygun olarak “durduruldu”. Ve böylece aslında tören 4 Ekim’in ilk saatlerinde yapılmış olsa da, kayıtlara “3 Ekim” olarak geçirildi.

Avrupa parlamentosu’nda dün yapılan oylama da, böyle bir ortamda gerçekleşti. Ve sadece 12 yıl önce coşkuyla, pankartlarla Türkiye’nin üyeliğine ‘evet” diyen Avrupalı Parlamenterler, bugün büyük bir oy çoğunluğu ile “Türkiye ile müzakerelerin dondurulmasına” karar verdiler.

Avrupa Parlamentosu’nun bu kararı “bağlayıcı değil.” Yani karar, bir çeşit tavsiye niteliğinde. Üyelik müzakerelerinin kaderini belirleyecek olanlar ise, AB’nin devlet ve hükümet başkanları. Gelinen noktada Türkiye Cumhuriyeti’nin bakanı AB içinden Hollanda’dan sınırdışı ediliyor. Dışişleri Bakanı Avrupa’nın her hangi bir ülkesine kabul edilmiyor.

Bu Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiç görülmemiş bir olaydır. Demokrasiyi savunan Avrupa’nın bu demokrasi dışı tavrını elbette ki kınıyoruz. Demokrasinin tanımında bu yok. Ama bir tarafı bu şekilde eleştirirken, 15 yıldır Türkiye’yi yöneten iktidara hiçbir şey söylememek doğru olmaz. Siz işinize geldi Avrupalı oldunuz. Onlara inanılmaz tavizler verdiniz. Her dediklerini yaptınız.

Bu nedenle ülke her açıdan büyük sıkıntı içine girdi. Eğer Adalet Ve Kalkınma Partisi demokrasiyi bu kadar hırpalamasaydı, ülkeyi bu kadar germeseydi, üreten ülkeyi tüketen ülkeler sınıfına atmasaydı, ne işimiz vardı Almanya’da, Hollanda’da, orda, burada!..

Atatürk dönemindeki gibi onlar bizim ayağımıza gelseydi. Bir ABD’nin yanında, Bir Rusya’nın yanında, diğer taraftan AB’ye tam üyelik için başvurmuş bir ülke olarak nihai hedefimiz nedir?

Sorusunun cevabı maalesef şu an 3 şıklı olmuş. Sahi biz bu arada dolanıp duracak mıyız?

ESEN KALIN
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 478