ALGININ TÜRKÇESİ!...

ALGININ TÜRKÇESİ!...


Türkçemizde güzel bir deyim vardır. Nahır gitmiş, sen alaca dananın peşindesin! Bugün böyle bir durumda, böyle bir yerdeyiz.  İçte ve dışta öyle devasa sorunların içindeyiz ki! Yavaş yavaş ısıtılan kurbağalar gibi haşlanmak üzereyiz!. Aklıma Bizans’ın son günlerinde yapılan tartışmalar geliyor.  Tarihi okuyanlar bilir. Bizans, son yıllarında meleklerin cinsiyetini tartışıyor. İnsanlar ikiye bölünmüş. Erkektir, hayır kadındır!..  İnsanlar asıl sorunlarını unutmuşlar. Yoksulluk, savaşlar,  salgın hastalıklar.. Umurlarında değil, tek sorun var. Melekler erkek mi? Kadın mı?

 BU nasıl bir algı yönetmesidir? Bu nasıl bir beyin uyuşması, asıl bir aklı tutulmasıdır.  Ege’de tek bir adamız kalmamış. Lozan Anlaşmasının 94. Yılında en yakın adamızdan Yunanlar döner partisi yapıyor, Türkiye’ye dönerek çağ yiyor!. Kıbrıs’ta çok büyük oyunlar oynanıyor. Dört bir yanımız cehenneme dönmüş. İşsizlik cumhuriyet tarihinin rekorlarını kırıyor. Satılmadık ekonomik kurumlar kalmamış. KİT sözü tarihin tozlu raflarında.  Hiçbir şeyi üretmiyoruz. Üretenler yurt içinde bile olsa yabancılar.

Cumhuriyet değerlerimiz bir bir yok ediliyor. Cemaatler her yerde kendi isteklerini yaptırmak için listeler hazırlıyor. Bu arada cemaatler birbirleriyle  sopalı satırlı kavga ediyorlar!. Hem de Mekke’de.  Neyi bölüşemiyorlarsa!.. Bir cemaat açıkça ülkeyi ele geçirme kalkışmasında bulunuyor. 7-8 yıl önce uyduruk ETÖ  yani Ergenekon Terör örgütü senaryosu ile ordudaki tim cumhuriyetçi, Atatürkçü, subay, ast subay, generaller Bu FETÖ cemaatinin oyunlarıyla  tavsiye  edildi.Komutanlar Terör örgütü kurmaktan yargılandılar. Yani Türk Silahlı Kuvvetleri Terör Örgütü diye halkın gözünden düşürülmeye çalışıldı.

 Özel TV’ler kurulduktan sonra  insanların kafaları daha çok karıştırıldı. Cemaatlerin TV’lerini izleyin. İnanamazsınız. Öyle şeyler söylüyorlar ki aklınız durur. Şok olursunuz.  Bunlar meleklerin cinsiyetini de aşmış.  Cennette kaça yapının hesaplarını yapıyorlar. Cennet bunlara tapulu.  Bunlar gibi değilseniz sizi mezara bile gömmüyorlar. Çöpe atılması gereken leş oluyorsunuz. Kendi deyimleriyle söylüyorum!. Algı kelimesinin yaşama geçtiği tarih 1990’şarın başıdır. Özel TV’lerin açılmasındaki amaç zaten buydu!. Şimdi algıyla  ilgili  bir yaşanmışlığı paylaşacağım.

1989 yılı… Türkiye ilk defa yabancı menşeili pizza dükkanlarıyla tanışır. Türkiye’ye birkaç dükkan açarak pazarın nabzını yoklayan ünlü marka aldığı sonuçla şoka girer. Bekledikleri gibi olmaz. Boğazına düşkün olduğu için pizzayı seveceğini düşündükleri Türk tüketicisi, pizzayı sevmez. Dükkanlar kapatılır. Geri dönülür.

1991 yılı… Murakami-Wolf-Swenson Productions’ın ürettiği bir çizgi film dünyada büyük ilgi görür. Yapımcı şirket Türkiye’deki bir özel kanala bu çizgi filmi teklif eder. Kanal şaşkındır, fiyat gerçekten olması gerekenin %10’udur. Adeta kapandaki peynir gibi duran bu teklifi kaçırmaz özel kanal. Yayınlanmaya başlar. Çizgi film Türkiye’de de çok tutulur. Oyuncakları, rozetleri, kartpostalları, defterleri ve kitap kapları ile müthiş bir pazarlama da beraberinde gelir.

1994 yılına gelindiğinde çizgi film dizisi milyonlarca çocuğu ve genci etkisi altına almıştır. Bu çocuklar tuhaf bir biçimde annelerinden pizza pişirmesini istemeye başlar. Türk anneleri pizzayı nasıl yapacağını bilmez. Talep gitgide artar.

Derken pizza zinciri dükkanlarını yeniden aktif hale getirir, yeni dükkanlar açar. Çocuğu yemek yemeyen anneler mecburen pizza sipariş eder. Liseli, üniversiteli gençler arasında bir itibar nesnesi haline gelir. Türk mutfağının demode lahmacunu, pidesi terk edilmiş, gençler gruplar halinde pizza dükkanlarına gider hale gelir. Tesadüfen(!) pizza talebini patlatan bu çizgifilmi çoktan tahmin ettiniz değil mi? Bravo! O çizgi film “Ninja Kaplumbağalar” O pizza zincirini de tahmin ediyorsunuzdur, onu da buraya yazmayayım. Şimdi o çocuklar büyüdü, çizgifilmi ilk izleyenler 30’larına geldi. İlk jenerasyon genç evli, yeni nesil aile oldu. Onlardan sonraki jenerasyon şimdilerde üniversite öğrencisi, ya yurtta ya da öğrenci evinde kalıyor. İlk jenerasyondaki evliler evde yemek pişirmek yerine sık sık şöyle diyor : “Pizza mı söylesek?” Bir sonraki jenerasyon da yurt odasına ya da öğrenci evine neredeyse her akşam pizza sipariş ediyor.

İşte algılarımız böyle yönetiliyor. 20-30 yıllık stratejiler çiziliyor, uygulanıyor. Bizim eğlenceli diye izlediğimiz masum çizgifilmler, diziler, sinema filmleri birtakım fikirlerin beyinlerimize çok daha hızlı zerk edilmesini sağlayan katalizörlerden ibaret. Ve emin olun, bu bilinçaltı pazarlamacıları, bu algı sihirbazları bize sadece pizza yedirmiyor…! Bu sadece bir örnekti… Her Amerikan filminde Apple bilgisayarların görünmesi bugünkü Apple çılgınlığının temeliydi. Her filmde sabah işe giderken elinde Starbucks kahve ile koşturuyor olması bugün bir kahveye 15 lira ödüyor olmamızın müsebbibi. Afrika’da ayağında ayakkabı olmadığı için petşişe bağlayan Afrikalı gençlerin elinde içine su doldurulmuş Coca-Cola kutularıyla gezmeleri ve bununla sınıf atladıklarını düşünmeleri de yıllardır Coca-Cola’nın yaptığı “MUTLULUK” reklamlarının sonucu. Gerçekte mutlu olmayanlar içtikleri içecekten mutluluk akıtmaya çalışıyor işte, başka bir şey değil.

Biz hatırlamayız ama babalarımızın hayranı olduğu Western (Vahşi batı) filmlerindeki karizmatik kovboyu. O kovboyun ağzındaki Marlboro sigarayı babalarımız bugün hala bırakabilmiş değil. Etkiye bakar mısınız? İşte bu yüzden unutmayalım; Bize sunulan görüntülerin, reklamların, film ve dizilerin %99’u bir amaca hizmet ediyor.İnanmadan, etkilenmeden, kendimizi kaptırmadan önce iki kere düşünelim.

“Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter” diyordu Malcolm X, Uyanık olmayana pizzayı da yedirirler, kolayı da içirirler üzerine de bir sigara yaktırırlar…

 En büyük algılar filmlerle oluyor. Hatta bir ara modaydı. İnsanları, toplumu herkesi aynı anda uyuşturan, hipnoz eden “3F nedir diye sorarlardı Cevap olarak Film. Festivaller ve Futbol verilirdi. Sonra 4F oldu. O da FETÖ idi. BU “F” ler belki de artabilir. Bunlar bizi algılarla uyuttular.

Algının Türkçesi olmadık şeylere alıştırmaktır. Bu kadar sorun varken, kadın cinayetlerinde  şampiyonluğa koşarken, çocuk istismarları, kadına şiddet  rekorlar kırarken, Ülke çok büyük sıkıntıları aşmak için topyekün 80 milyonla birlikte göğsümüzü siper ederken, tam da böyle bir ortamda Dini Nikahı Müftü kıysın, Hoca kıysın tartışması çıkartılıyor.

Bilinçli, planlı, kasti bir harekettir bu. Biz bu müftüyü, hocayı, hacıyı konuşurken yine büyük bir proje geçmiş olacak.  Kenya’nın kurucusu Jomo Kenyata’nın dediği gibi elimize verilen bu şeyi gözlerimiz kapalı tartışırken konuşurken, bir şeyler çaktırmadan geçiyor, gidiyor!. Gözlerimizi açtığımızda göreceğiz ki, yine büyük bir kaybımız var. Bu sefer kaybedeceğimiz şey acaba nedir? Siz onu merak edin bence?

ESEN KALIN

 

 

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 469