• Ana Sayfa
  • »
  • JOMO KENYATA’NIN İNCİLLİ NASİHATİ BİN TARİH DERSİNDEN DAHA DEĞERLİ

JOMO KENYATA’NIN İNCİLLİ NASİHATİ BİN TARİH DERSİNDEN DAHA DEĞERLİ

JOMO KENYATA’NIN İNCİLLİ NASİHATİ BİN TARİH DERSİNDEN DAHA DEĞERLİ

Bütün dünya ülkeleri Ulus devlet anlayışı ile varlılıklarını sürdürüyor. Tabii dünya devletlerinden bahsediyorum. 5 ağanın aralarında anlaşıp cetvelle kurduklarından değil!. Ortadoğu ülkeleri, Afrika boydan boya baklava dilimi ülkeleridir mesela.  Adamlar oturmuş almış eline cetvel baklava dilimleri gibi bölmüşler. Her açıdan zayıf 5. Sınıf müstemleke ülkelerden bahsetmiyorum. İktidarları bu ağalar tarafından oluşturulan, yazdıkları maddeleri bu iktidarların eline tutuşturup anayasa diye uygulatan, dolayısıyla kendilerinin yönettiği bir sömürge dünyasından bahsediyorum!..  
Ulus devlet derken; Sınırları kan ile çizilmiş, uğruna can verilerek bedeli ödenmiş ülkelerden bahsediyorum. Böyle ülkelerin insanları söz konusu vatan, toprak olduğunda, hep birlikte yine aynı refleksi göstererek,  toprağına, ülkesine, değerlerine göz dikenlere karşı canını seve seve verir. Çünkü Ulus bilinci, Milli Birlik, böyle bir çimentodur. Onun için emperyaller önce bu duyguları törpülemeye başlarlar.  Enteresandır, bunun için dinleri kullanırlar. 
“Misyonerler Afrika’ya geldiğinde bizim topraklarımız onların İncilleri vardı. Dua edelim dediler. Gözlerimizi kapattık. Açtığımızda, bizim incilimiz, onların toprakları vardı!”
Kenya`nın kurucu devlet başkanı Jomo Kenyata, Batı ülkelerinin Afrika gelişini bu sözlerle dile getirmişti. Peki, bunlar Afrika’ya neden gelmişlerdi? Gelenler, Ulus bilincinden öte ırkçı, kafatasçı ülkelerdi. Alman  Adolf Hitler’i, İtalyan Mussolini’yi, İngiliz’i, Fransız’ı… Hepsi ırkçı, kendilerini dünyanın efendisi sayan ve istedikleri yeri işgal etme, madenini, suyunu, toprağını alma işleme, sömürme hatta öldürme, yok etme hakları var!.  Bize  yüz yıllardır  oynanan oyunları Afrika’yı örnek vererek anlatmak istiyorum
BATI, AFRİKA’YA NE ZAMAN GİRDİ? Batı, Afrika’ya15. yy. saldırdı. O günden bu yana milyonlarca Afrikalı esir edilirken yer altı kaynakları da sömürüldü. 15 yy. da Portekizliler ilk olarak kıtaya ayak bastı. Bu kıtaları daha kolay yönetebilmek ve sömürebilmek için azınlıklar desteklendi. Afrika’yı bu nedenle iç çatışmalara sürüklendi. İnsanlık tarihinin en büyük soykırımları bu sebeple yaşandı.
KÖLE TİCARETLERİ: Açlık artarken kölelik batı tarafından sistemleştirildi. Kölelik ciddi bir ticaret haline geldi. Araştırmacılara göre 18. yy da Amerika’ya 6 milyon 265 bin Afrikalı götürüldü. 15. yy`dan 19. yy`a kadar toplam 180 milyon Afrikalı Amerika’ya taşındı.
SÖMÜRGECİLERİN KATLİAMLARI: Daha sonra Afrikalılar savaşta kullanıldı. Fransa, 1. Dünya savaşında 900 bin Afrikalının ölümüne sebep oldu. Yine Fransa, 1830 yılında Cezayir’i işgal etti. Yüz binlerce Cezayirli öldürüldü. Libya’da İtalya 100 binlerce Afrikalıyı katletti. Aynı dönemde İtalya 200 bin Etiyopyalıyı da öldürdü.
1. Dünya Savaşı sonrasında Almanya sömürgesi Ruanda da Belçika’ya devredildi ve 10 milyondan fazla insan soykırıma uğradı. İngiltere, 1952 yılında Kenya’daki ayaklanmayı binlerce insanı öldürerek bastırdı. Papa, Batı dünyasının işlediği günahları kabul etti.
HIRİSTİYANLIKLA SAKLAYACAKLARDI Batı, kendisinin oluşturduğu ve utanç kaynağı olan kölelik tablosunu Hıristiyanlaştırarak saklamaya çalıştı. Kenya`nın kurucu devlet başkanı Batı`nın Afrika`yı işgalini şu çarpıcı sözlerle dile getirmişti: “Misyonerler Afrika’ya geldiğinde bizim topraklarımız onların İncilleri vardı. Dua edelim dediler. Gözlerimizi kapattık. Açtığımızda, bizim incilimiz, onların toprakları vardı.” 
AFRİKA’DA MİSYONERLİK NASIL BAŞLADI? Batı`nın Afrika’ya bakışını kaşif David Leavinston değiştirdi. Köle ticareti ona göre ancak Hıristiyanlık ve ticaretle geçilebilirdi. Leavinston 30 yıl boyunca misyonerlik ve keşif çalışması yürüttü. Afrika Hıristiyanlığın yayılması için biçilmiş kaftan olarak görülüyordu. Afrika bu düşüncelerin etkisiyle daha fazla bölündü. Bu sırada doğal zenginlik Batı`ya aktarılıyordu. Batılılar 1980’lerde Hıristiyanlaştırmak için 100 milyar dolarlık bir kaynak kullandı. Bugünlerde bu rakam 100 milyar doları da geçtiği belirtiliyor.
CETVELLE ÇİZİLEN SINIRLAR DAHA SONRA MİLYONLARCA KİŞİNİN CANINA MAL OLDU 1950’lerde siyasi değişimler başladı. Afrika’da asıl bağımsızlık dönemi 2. Dünya Savaşı`ndan sonra başladı. 1963’te Afrika Ülkeleri Birliği Teşkilatı kuruldu. Bağımsızlıklarına kavuşan Afrika ülkeler bu kez iç savaşlarla boğuştu. Bu savaşlarda ülkelerin halkları dikkate alınmadan Batı`nın çizdiği sınırların etkisi büyük oldu. 1975-1995 yılları arasında yaşanan çatışmalarda 6 milyon kişi öldü.
AFRİKA’NIN ZENGİNLİĞİ İŞTAH KABARTIYOR Afrika yer altı ve yerüstü kaynakları açısından çok zengin bir kıta. Tarıma elverişli topraklarının yanında petrol rezervleri de Batı`nın dikkatini üzerinde tutuyor. Amerika, Afrika kıtasının kontrolünü kaybetmemek için en büyük askeri üssünü Liberya’da kurdu. Afrika ülkelerinden petrol alanların başında ise şaşırtıcı bir şekilde Çin var.
SUSUZ VE ELEKTRİKSİZ KITA Kıtada ölümlerin üçte biri bulaşıcı hastalıklardan kaynaklanıyor. Afrika halkının yüzde 70’i elektrik kullanamıyor. Halkın yüzde 46’sı ise suya ulaşamıyor. Kıtanın enerji kaynakları göz önüne alındığında durumun içler acısı olduğu açık.
Değerli dostlar bakın dünyanın madenler, petrol, doğal zenginlikler bakımından en zengin Kıt’a Afrika’da dünyanın en fakir ve aç insanları yaşıyor!. Misyonerlerini dini verip topraklarını aldı çünkü. Din ile kitleleri sömürmek en kolay ve en etkili yoldur. Bu ülkeler dinlerini sokamadıkları yerlerde sömürgecilik yapamıyorlar!. Kendileri bu ülkelere giremiyor. Karşılarına Ulur olma Millet olmak bilinci dağ gibi çıkıyor. O zaman bu bilince karşı hareketa başlıyorlar. İnsanlarını bireyselleştirme, egoizmin yaygınlaşmasını sağlamak için her yönden sinsi çalışmalar başlatıyorlar. Ülkeleri cetvelle baklava dilimi gibi bölen bu misyoner ülkeler, o ülkenin insanlarını da etnisitelere, kabilelere,  mezheplere ayırıyor. Bunları silahlandırıp çatıştırıyor. Kardeş kardeşi vurmaya başlıyor. En acısı da  birbirlerini vuranlar aynı ülkelerin verdikleri silahlarla birbirlerini yok ediyor!. Afrika’da, Ortadoğu’da  yüz yıllardır bunu yapmaya devam ediyorlar!.
 Değerli dostlar Ulus olma bilinci ırkçılık değildir. Irkçılık sadece kan üzerinden yapılan genetik bir hastalıktır!  Ulus olma bilinci  ise  iri ve diri olmanın, ayakta kalabilmenin çok önemli bağlarından birisidir.   Nasıl ki tek ağaç yaşayamaz, ondan orman olmaz,  bu bilinç olmadan da toplum, halk millet olmaz. Atatürk Milliyetçiliği buna en güzel örnektir.  “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halklara Türk Milleti denir” diyor. Burada ırk veya kan üzerinden bir tanım yapmıyor.” Ne Mutlu Türk’üm Diyene” diyor, “Olana” demiyor. Ama aynı toplum mühendisleri, bu sözü çarpıtarak  Atatürk’ün bunu ırkçılık yaparak söylediği yalanı ile  birleştirme sözü olan bu cümleyi  ayrıştırma anaçlı kullanıyor.
Atatürk bu sözü söylediği yıllarda Çanakkale’de Kurtuluş Savaşı’nda bütün bu yukarıda yazdığımız Avrupası ABD’si bir olup Anadolu’yu elimizden almak için başlattığı dünyanın en acımasız, en orantısız savaşını kaybetmesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasını bu sözlerle anlatmıştır. Türk Halkı genci, yaşlısı, kadını ile bir beden olmuş, bunlara geçit vermemiştir. Böyle bir tarih yazan millete de bu söz çok yakışırdı elbet.
 Ama bu ülkeler emellerinden hiç vazgeçmedi. Bu yolla Anadolu’yu alamayacaklarını anlayınca farklı yollara başvurdular.  Türk Milleti çok geniş bir çatıydı. Bu çatının altında birlik, beraberlik, kardeşlik içinde yaşayan halkları ayrıştırmak gerekiyordu,  Etnik savaşlar çıkarmak lazımdı. Yetmez, dini mezhebi ayrılıkları da savaştırma malzemesi yapılmalıydı.   
Bakın Türkiye Cumhuriyeti henüz yeni kurulduğunda başladı Kürt İsyanları!. Oysa çok değil, 5-10 yıl öncesine kadar Çanakkale’deki adımız sünni, şii, Türk, Kürt, Laz, Gürcü,  Abhaz, Roman değil Memed’di. Hep birlikte el ele vererek,  kan dökerek, can vererek Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduk. Cetvelle kurulmuş baklava dilimi değiliz.  Sen, ben , o değil  biz ve Bir olduğumuz için Türkiye Cumhuriyeti’ni kurabildik. 
Yepyeni bir ülkede daha 5 yıl geçmeden başlatılan isyanların arkasında işte yine bu sömürgeci, emperyalist ülkeler vardı. Bu ülkeler büyük ve güçlü ülkeler yerine küçük, kendilerine tehlike oluşturmayacak ülkecikleri tercih ediyor!. Türkiye onlar için çok büyük bir ülke. İnsanların ulus bilinci en üst seviyede...  İstedikleri gibi at koşturma olanakları yok. O halde Afrika’ya Arap ülkelerine yapılan planlar Türkiye’ye de yapılmalıydı. 
Bugün bu planlarını adım adım uyguluyorlar. Eğer bunu göremezsek Arap’ın başına ne geldiyse, Afrika’ya ne yapıldı ise onları yaşatacaklar, yaşayacağız. Sen, ben demeden biz diyerek tıpkı Çanakkale gibi durarak bunları engelleyebiliriz… Dinlerarası Diyalog bizi bölmek için inanç üzerinden geliştirilmiş sinsi bir plandır. Bakın Tamp başkan seçildikten sonra yaptığı ilk 3 gezisi BOP’un inanç ayağı olan  dinlerarası diyalog projesinin nasıl faal olduğunu gösterdi. Cuma Günü Arabistan’a, Cumartesi İsrail’e, Pazar günü Vatikan’a gitmesi sizce bir Tesadüf müydü?..
İnsanlığın öldüğü, yüzkarası bir fotoğraftan etkilenerek psikolojik bunalıma giren bir araç garajında atacını çalıştırarak egzoz gazı ile intihar eden Dünyaca meşhur fotoğrafçı Kevin Carter’ın Sudan’da çekmiş olduğu akbabalı çocuk fotoğrafı bu makalenin çok kısa görsel bir özetidir.  Okumayı sevmeyenler bu fotoğrafa baksın yeter!. Her şeyi en açık şekilde geri zekâlıların bile anlayabileceği açıklıkta bir fotoğraf. İnsan olan ve eğer iptal edilmemiş veya alınmamışsa beyni olan herkes anlar..
SAMİ ÖZÇELİK

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 207