KÖTÜ EVLİLİKTENSE!

KÖTÜ EVLİLİKTENSE!


Toplumumuz bazen acımasızdır. Aslında kendi kurallarına uymayanları dışlar! İlle de onun dediği gibi olacaksın… Hesapsızca baskı yapar. Yetmez baskı miktarı ve boyutunu. İnsanı canından bezdirir. Bu nedenle baskıcı toplumlarda çok fazla intihar vakaları görülür. Sonra da “ Acaba ne derdi vardı da canına giydi. Vardır bir nedeni” deyip dedikodu yapar!

Düğün yapanlara siyasiler kaç çocuk yapacaklarının talimatını vererek özellikle kadın bedenlerine saldırıda bulunurlar. Ne demek şu kadar çocuk yapın? Siz de hiç utanma yok mu? Kaç çocuk yapacaklarına bırakın çiftler karar versin. Onların ekonomik durumunu soruyor musunuz? Doğan çocuğa bir paket bez aldığınız vaki olur mu? Mamalarının kaç para olduğundan haberiniz olur mu? Siz hiç asgari ücretle dumanı tüten eve girip onlarla sofraya oturdunuz mu hiç? Susun ve gidin!

Nedeni kendisi olur da farkında bile olamayacak kadar cehalet esiridir bu zatlar!. Mengene misali “Mahalle Baskısı” yapar. Baskı her alanda vardır. Sanatta, kültürde, siyasette, ticarette, ekonomi de… Hep güçlünün istediği olsun istenir. Kadın erkeğe göre hem biyolojik olarak hem bedenen erkeklerden daha güçsüzdür. Bunun üstüne ekonomik güçsüzlük de eklenince kadın şiddet görse de, her gün dayak yese de evinden başka sığınacağı yer olmayacağı için katlanır!

Bugün kadın cinayetleri ülkemizde %1.500’lere tırmanmış durumda. Peki bu kadınlar ne yapıyor dersiniz? Hiç ya şiddet görmeye devam ediyor, ya da öldürülüyorlar. Devlet de korumada yetersiz!. Karakola sığınan kadına “kocandır döver de sever de” diyenler aslında onun katili olurlar. Gazetelerin üçüncü sayfasında; “ Boşandığı kocası eşini karakol önünde öldürdü! “Kadınlarımızı yine koruyamadık!” “Kadına kalkan eller kırılsın” Töre cinayetine bir yenisi daha eklendi!

Bütün bu olumsuz örnekleri okuyan genç kızlar bilinçaltında korkuyor. Kötü bir evlilik yapacağına hiç evlenmemeyi tercih ediyor. Bir de son yıllarda 2 milyona yakın çift boşandı!. Bunun en büyük nedeni ise işsizlik, ekonomik nedenlerdir. Evini geçindiremeyen erkek bir süre sonra psikolojik olarak kırmızı çizgilere iniyor. Sonrası ya boşanma, ya cinnet ya facia..

Hele zamanı gelmiş kızlar evlenememişse, vay o kızların haline. Gece gündüz konu olur. Ya şu kızın nesi var? Ne de güzel kız ama evlenemiyor.

Acaba hocaya götürsek mi? Bir okutsak, kısmetini bağlayanlar var bu kızın!. Beş para etmez cahil ötesi zırcahil Allah’ın üçkâğıtçılarına yüklü miktarda para ile giderler. Hem kızlarını hem paralarına yazık ederler.

Bazıları bilmem hangi ağaca her Cuma bilmem hangi saatte kurdele asar. Kimileri yatır babalara koşar!.. Zaten kızcağız psikolojik olarak bitmiştir. Ne yaşamı nede rüyaları normaldir artık. Herkesin niye evlenmiyorsun sorusuna gelişen kronik bezginlik nedeniyle psikolojik ilaçlar kullanıyordur.

Bekar ve yaşı henüz 30’a çıkmamış bir kızcağız, sürekli bu mahalle baskısından âmâna gelir ve eline aldığı kalemi ile beyaz sayfayı şu sitemlerle karalamaya başlar;

“Ben yoruldum, insanlar yorulmadı sormaktan. Neden evlenmiyor muşum?

Kocalar kapıda sıraya dizildi de biz mi seçemedik?

Aşık olduk da bekarlık kurumunun bize ihtiyacı var diye biz mi kaçtık?

Herkes evlenmek zorunda sanki…

Sevip aşık olmadığın biriyle evlenmektense evlenme daha iyi…

Kısmet demekten dilim damağım kurudu.

Olmayacak dualara amin demekten dudaklarım yoruldu. O yüzden evlenmedim.

Yukarı tükürsem ıssız adam, aşağı tükürsem dingil!

Hangisiyle evlenelim?

Zaten evlenince de hayatımıza kuş mu konuyormuş sanki?

Kamberliğin bana verdiği yetkiye dayanarak şunu söyleyebilirim ki, hazırlıkları da dahil olmak üzere total olarak kocaman bir fiyasko evlilik. Hangimiz gümüş makasa pul yapıştırıp kurdele sarmak istiyor?

Nişan tepsisi almak için kaç saatinizi sokaklarda geçirmek istersiniz?

O kadar dandirik ki her şey; buzdolabı seçmek bile problem.

Bütün sülalenin parmağı her işinizin içinde maşallah! Gelinliğiniz hakkında bile her kafadan çıkan milyonlarca konuşma baloncuğu…

Biri ak diyor öbürü kara! Aman da herkesin gönlü olsun derken, iki gönül bir olunca seyran olacak samanlık dar geliyor insana.

Düğün olayını hiç anlamış değilim keza.

Neden bir adamla aynı evde yaşamaya başlıyorum diye Dayımla karşılıklı Ankara havası oynuyoruz ki?

Üstelik üzerimde beyaz ve ters bir mantar kostümüyle!

Bir de boyumdan büyük bir pastayı kılıçla kesiyoruz yanımdaki penguen kostümlü kocamla! Sebep?

Peki ya mutlu sondan sonra?

Bulaşığı, yalaşığı gırla evin içinde…

Oje bile süremiyor insan. Sürsen bile yemek yaparken, bulaşık yıkarken bozuluyor zaten. Bütün gün işte çalış, aksam eve gel yemek yap, ortalığı toparla, bulaşıkları yıka… Aman tanrım yarın kaynanam geliyor sendromu da cabası…

Hepi topu bir Pazar günümüz var o da ütüye kurban gidiyor. Bir de evin içinde dolaşan erkeksinin kılı tüyü pisliği… Sinirleri kulak memesi kıvamında cılklaşan kadın çemkirmeye başlıyor. Ardından kavgalar gürültüler ve ta tam! Hadi bakalım ben annemin evine gidiyorum!

Ondan sonra adliyenin önü boşanma kuyruğu…

İşte bu yüzden evlenmiyorum teyzelerim amcalarım. Henüz bu yaşanacak, anlat anlat bitmeyecek sıkıntıları bana pembe gösterecek biriyle tanışmadım da ondan evlenmiyorum. Sırf sarılıp uyumak için bu kadar yükü taşıyabileceğimi düşündürmedi kimse de o yüzden hala yalnız yaşıyorum.

Bir gün biri gelir, al bu da senin aptal cesaretin hadi evlenelim der ve beni ikna edebilecek kadar aşık ederse, ben de evlenirim belki. İşte o zaman gelini öpebilirsiniz. Ama şimdilik ojelerim bozulmasın diye evlenmiyorum. Fakat darısı başınıza İNŞALLAH!"

ESEN KALIN

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 571