• Ana Sayfa
  • »
  • OP. DR. İSMAİL ERDEM’DEN SONRA DR. AKALTUN’U YAZMAMAK OLMAZ

OP. DR. İSMAİL ERDEM’DEN SONRA DR. AKALTUN’U YAZMAMAK OLMAZ

OP. DR. İSMAİL ERDEM’DEN SONRA DR. AKALTUN’U YAZMAMAK OLMAZ

Artvin Devlet Hastanesi’nin başarılı cerrahı Op. Dr. İsmail Erdem’i başarısından dolayı aldığı ödül sonrası kısaca anlatmaya çalıştım. Kendi evladımız memleketine hizmet ediyor. Hem de canı gönülden. Mesaiye bakmadan.   Dr. Erdem’in şahsında gerektiğinde sabahın 3’ünde hastasına koşan doktorlarımıza, acilde 24 saat nöbet tutan doktorlarımıza ne kadar teşekkür etsek azdır.
 Dr. İsmail  Erdem’i yazınca aklıma yine Artvin’in çok değerli bir insanı, memleket yürekli,  ağzında  Artvin  Türküleri, yüreğinde Artvin sevgisinin yaktığı hasret ateşiyle  Ankara’da görev yapan değerli bir dostu anlatmam gerekiyor. Dr. Yavuz Akaltun... Artvin’in değerlerinden söz edince ilk akla gelenlerdendir Dr. Yavuz Akaltun…
Doktorluğunun yanı sıra kafasında devamlı Artvin ile ilgili projeler üreten, bunu  hayata geçirmek için  harekete geçip önce  zemin oluşturan, daha sonra  o konu ile ilgili üst düzey kişilerle iletişime geçip, inanılmaz ikna kabiliyetini kullanarak, kafasındaki projeyi mutlaka yapılabilir hale getirebilmesi yeteneği ile tanıdığım  Dr. Yavuz Akaltun…
 Dr. Yavuz Akaltun ile 15 yılı aşkındır çok özel bir dostluğumuz, hukukumuz var. Kafasında oluşan projenin ilk halini mutlaka özel dostlarıyla paylaşır. Bunlardan birisi ben olurum.
 Bizim çok ortak yanımız var. Ben geçmişte müzisyendim. Çalar söylerdim. Ama çaldığım helaldi, söylediğim güzeldi!. Ne diyordum mesela “Bütün dünya senin olsun/ Bir dost bir post yeter bana…  Dr. Yavuz Akaltun’da helalinden saz çalar türkü söyler, dost meclisinde...
Dr. Akaltun, inanılmaz bir Artvin sevdalısıdır,  Şavşat mecnunudur. “Körün fotoğraf çekip ödül alacağını söyleyecek kadar memleketine aşık bir insandır. Uzun boyu ile dimdik bir adam, güzel bir insandır Dr. Yavuz Akaltun.   Kalbinde insan, doğa, hayvan sevgisinden ummanlar taşır. Yüreği çok güzeldir. Be ona telefon açar, falan kesin çok başarılı bir öğrencisi var. Abi bir şey yapamaz mıyız? Der bırakırım.. Artık o dertlenir. Çözemezse kurtlanır.  Etrafını arar. Mutlaka bir şekilde yarar. Oysa o kadar çok kişiye ulaşmış ve bir şekilde yardımcı olmuştur ki belki bir kişi daha çok zor olacak. Ama una ulaşılmışsa olacak…
 Dr. Yavuz Akaltun, okuyan, muasır medeniyet yolunda ışık olmak için çırpınan gençlere, özellikle kız öğrencilere karşı çok büyük bir sevgi duyar.  Çünkü o biliyor k kadınlar toplumda ne kadar çok yer alırsa muasır medeniyet bize o kadar çok yaklaşacak. Toplum daha iyi eğitim alacak. Eğitimli bir annenin çocuğunu mükemmel yetiştireceğini bilir.  O İster ki hepsine faydalı olabileyim. Ama kabul edersiniz ki bu imkânsızdır. Devletin bile ilgilenemediği, yetemediği yerde çaresiz kalıyor. İnanın buna bile çok üzülür. Neden daha çok gencimize faydalı olamıyorum diye. Bende de aynı üzüntü olur. İsterim ki keşke bana gelip derdini anlatan insanlara yardımcı olabilsem. Bunlar bizim ortak özelliğimizdir.
 Dr. Yavuz Akaltun, Şavşat’ta görev yaptığında herkesin dikkatini çekmişti. Çok başarılı bir hekim olmanın dışında çok başarılı sosyal faaliyetler ve projeler üretmede de fark ediliyordu.  Artvin Devlet Hastanesi’nde görev yaptığı yıllarda da çok şeyler yaptı. 
Ben onun Şavşat’a kazandırdığı Ülkü Ulusoy  Şavşat Kadın Sosyal Yaşam Merkezi’nin yapım aşamasını anlatacağım.  İnanın Bu projenin düşünce aşaması filmlere konu olacak kadar hazin ve acı bir hikaye ile başlamıştır. Dr. Yavuz Akaltun, bu konunun kendisiyle özdeşleştirilmesinden rahatsızlık duyduğunu her zaman dile getirir. Proje Şavşat kadınlarına aittir. Bu şahsi veya siyasi bir proje değil, toplumsal ve sosyal bir projedir der.  
Hatta, “bu proje bitmiştir. Hayırlı olsun. Ülkü ablama sonsuz teşekkür ediyorum. Umarım Şavşatımıza, Artvin kadınına faydalı olur. Şimdi yeni şeyler düşünmek lazım, Bu limanda yeteri kadar bekledik. Ummanlarda yeni yerler keşfetmek lazım” diyor. Ama ben bu hikâyeyi yazmadan geçmem, geçemem, geçmeyeceğim.  Onun Mevlana gibi bir dünyası, Yunus gibi  bir hümanizması olabilir. Benim de bunu bana yazmamı emreden bir kalemim var. 
 Dr. Yavuz Akaltun’un beyninde beliren (Ülkü Ulusoy )Kadın Yaşam Merkezi’nin ilk düşüncesi ilk tohumları Şavşat’ın bir köyünde duyduğu bir hikaye ile başlar. Vaktiyle evin tek kızı kendinden çok daha büyük yaşta birisiyle evlendirilir.  Kadın onunla anlaşamaz. Baba evine geri gelir. Ancak anne ve babasını kısa sürede kaybeder. Yapayalnız köyde kalan genç kadın, geceleri yatağa baltasıyla girer. Eğer biri gelirse kendisini korumak için. Bu hikâye zaten yufka yürekli olan Dr. Yavuz Akaltun’u kahreder.  Şehit ailelerini, eşini genç yaşta kaybeden şehit eşlerini, onların çocuklarını düşünür..
Gece gündüz, “bir şey yapmalı, bir fikir üretmeli. Bunun gibi belki onlarca çaresiz kadın var. Bunları bir çatı altında, üreten, kendisine güvenen, ekonomik çalışma yapan sosyal bir projede buluşturabilir miyim?” diye düşünüyor. Sonunda aklına Kadın Sosyal Yaşam merkezi adını verdiği projesi geliyor. 
Bu  Merkez asla bir kadın sığınma evi olmayacaktır. Kendi  sosyal ve yaşam merkezilerinde üretecek, ürettiğini, alınterini paraya çevirecek, tarım, hayvancılık, el sanatları gibi, yöresel, organik, kültürel, sanatsal çalışma yapacakları bir proje.. Bunu düşündüğünde çok mutlu oluyor. Birinci aşamada sevinme faslı kısa sürüyor!.Çünkü düşünmek yetmiyor. Bunun için bir kaynağa, bunun için güzel bir yüreğe,  insan sevgisiyle dolu bir hayırsevere ihtiyaç vardı. Çok koşturdu. Tepeden tırnağa herkese bu projeyi anlattı. Ama kaynak yoktu. Ankara’da aile hekimi olarak görev yapıyordu. Hala da oradadır.
 Bir gün çok değerli, güzel bir insan ile tanıştı. Aile Hekimi olarak görev yaptığı Mahallesi’nde oturan hastasıydı bu güzel insan.  Muayenehanesindeki yazılar, fotoğraflar, bu  güzel hayırsever kalpli insanın dikkatini çekmişti. Yavuz beyin memleket sevgisi bu güzel insanı derinden etkilemişti. Gel zaman git zaman tanışmışlar, samimi olmuşlardı.. Artık o Dr. Akaltun’un melek kalpli ablasıydı. Aile hekimi olmanın böylede güzel bir sosyal yanı var. 
Bir gün kafasındaki projeyi melek kalpli ablam dediği insana açtı. Ülkü Ulusoy’du bu güzel insan. Türkiye’de birçok hayırlı işler yapmış ve yapmaya devam eden bir güzel insan…  Baltalı kız hikâyesini anlattığında Ulusoy ablasının bütün dünyasını allak bullak etmişti. Ulusoy,  Projeye destek olacağını söyledi. Dr. Yavuz Akaltun’un, sevinçten gözlerinden yaş geldi. Çünkü artık bu düşüncenin çatısı oluşmak üzereydi. Bacanın dumanı tütmek üzereydi.  Sıcacık, ayakları yere basan, her aşaması hesaplanan muhteşem bir projenin en önemli aşaması gerçekleşmek üzereydi… Ülkü Ulusoy hayatında adını bile duymadığı Şavşat’a Dr. Yavuz Akaltun ile geldi. Gerekli bürokratik görüşmeler yapıldı. Dünyanın en güzel coğrafyasında , Şair Behçet Kemal Çağlar tarafından 1935 yıllarında Göğe Komşu Topraklar dizensin yazıldığı, cennetin tanımının yapıldığı,  bu yerde günün anısına çekindikleri fotoğraf ile ilk adımlar atılmıştı bile… (devam edecek..)ESEN KALIN

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 2904